Dün belki de dünyada ilk defa yazın ortasında bir seçim yapıldı ve bir ülke kaderini belirledi. Yazın ortasında insanlar tatillerini yarıda bırakarak geldiler, tek amaçları bu ülkeyi daha iyi bir yere getirmekti. Bu ülkeyi daha iyi bir yere getirecek parti olarak başkanı şehit annelerine “Ananı da al git” diyen, başkanı dünyaca aranan teroristlere kefil olan ve sayılamayacak kadar çok “yamuğu”olan, bir parti yeniden seçildi; hem de 5 yıl önce ki seçime göre oy oranını %12.38(*) arttırarak. Bu o partinin meclise 341(*) milletvekili sokarak tek başına iktidar olması demek.

Bir kaç sene hatta belki ay sonra ülke genelinde köklü değişikliklerin olacağı kanısındayım; tabii bunlar bir anda olamaz ama bundan 5 sene önce yürürlüğe giren kimi planların sonlanacağından ve onlara yenilerinin ekleneceğinden emin olabilirsiniz. Ülkenin %46.66sı(*) bunda bir sakınca görmüyor veya beyinleri bunları göremeyecek şekilde yıkanmış; ama ya kalan %53.34(*) yani ülkenin yarısından fazlası; onlar bunu istemediklerini gösterdiler ama malesef onların çok azı mecliste temsil edilebilecek. İşte burda “demokrasi”miz çatlamaya başlıyor; bu seçime 14 parti(*) ve toplamda 700′den fazla(*) bağımsız aday katıldı; sonuç olarak da oylar gereğinden fazlasıyla bölündü ve diğer partiler, zaten iktidar olan parti, ile yarışabilecek oy sayısına ulaşamadılar.

Seçimden önce anamuhalif parti, seçimlere şike karıştırılabileceği gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuştu(**); ama bu iddiaların araştırılıp araştırılmadığına veya gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığına ilişkin bir belge veya haber bulamadım. Hatırlarsanız 5 yıl önceki seçimlerde de çöplükten binlerce oy pusulası çıkmıştı; ama bu sonra unutulup gitti.

Önümüzdeki aylarda pasaport alan veya var olan pasaportlarının süresini uzatan kişilerin sayısı radikal bir şekilde artarsa şaşmam. Bu en akılcı çözüm gibi gözükse de bence asıl insanların kalıp tepkilerini sivil kuruluşlar aracılığı ile dile getirmesi ve insanların gözlerini açmalarına yardımcı olmaları gerekir. Bu insanlar da ülkeyi terk ederse kalan insanların beyinlerinin yıkanmasına ve oylarını satmalarına kim engel olacak; insanların sorgulamayı, araştırmayı, eleştirmeyi ve düşünmeyi öğrenmelerini kim sağlayacak? Sadece “Adaletli olduklarını” ve “ülkeyi Kalkındıracağını” söyleyen kendilerini süten çıkmış “AK” kaşık sanan Partilerin ekmeğine yağ sürmüş olacaklar.

Söylenecek tartışalacak o kadar çok şey var ama mehter adımları ile yürüyen bir ülkede bu oldukça zor. Öte yandan bu ülkenin dinamikleri çok hızlı değişebiliyor. Tek umudum bu dinamiklerin çıkarlarını korumaya çalışanların değil de; bu ülkeyi daha modern ve daha mutlu bir ülke yapmak isteyenlerin lehinde değişmesidir.

Yazımı bugünden 80 yıl önce bugünleri görebilmiş; bizi yok olmak üzere iken neredeyse bir hiçten varetmiş bir büyüğümüzün, önderimizin sözleri ile bitirmek istiyorum:

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet’i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

* ile işaretli bilgiler NTVMSNBC Seçim Sayfası’dan alınmıştır.

** ile işaretli bilgiler NTVMSNBC‘den alınmıştı.

Not: Bu yazı istatistiklerin dışında tamamen kendi düşüncelerimi yansıtmaktadır; siz farklı düşünebilir, bana katılmayabilir ve bu yazıyı taraflı veya agresif bulabilirsiniz. Ben sizin verdiğiniz oyu sorgulamıyorum; ancak ortaya çıkan sonucun beni ne kadar rahatsız ettiğini dile getiriyorum.