Son bi’ kaç yazımın sıklığına bakınca nispeten uzun bi’ süre geçmiş. Bu süre içerisinde hayatımda bazı şeyleri değiştirdim, ve bu değişikliklerin uzun zamandır yapmam gereken şeyler olduğu kafama anca “dank” etti… Öncelikle eskisi gibi her yardımı ihtiyacı olana yardım etme huyumu bıraktım / bırakmaya çalışıyorum, sadece yardımımı isteyenlere yardım etcem bundan sonra… Onun dışında bu ve bir kaç değişikliğin de etkisi ile artık yatağa girdiğimde günümü analiz etmiyorum, daha doğrusu eskisi kadar analiz etmiyorum; onun yerine hayaller kuruyorum, kimi boş, gerçekleşmesi imkansız şeyler de olsa artık daha rahat uyuyabiliyorum; bu duyguyu; uyumadan hemen önce adrenalin, melatonin, serotonin ve epinefrinin vücudumu yavaşça ele geçirmesini özlemişim…

Hani bir söz vardır “gün doğmadan hemen önceki zaman alacakaranlıktır” diye, sanırsam yavaş yavaş buna da inanmaya başladım. Aslında ilginçtir ki, umutsuzluğa teslim olmaya başladığımız an, umut kapımızda bitiverir; sadece her şeye rağmen o kapıyı açacak cesareti bulmaktaymış anahtar… Geçen de bir film izledim “The Crow” diye, orada bir söz vardı “can’t rain all the time / her zaman yağmur yağamaz”; cidden de öyle fırtınalı geçen şu 2 günün ardından bile şu an hava çok güzel; temiz ve ferah… Böyle alıntılar filan noluyor bana, yoksa optimist mi oluyorum :) Yoksa hayat, bana kara bulutları yarıp yüzünü gösteren bir güneş gibi üstüme mi doğuyor?

Düşününce aslında hayat devasa bir define avı gibi; asıl defineye ulaşmaya çalışırken, karşımıza çıkan ufacık hazinelerle tatmin olamıyoruz, onların değerini bilemiyoruz. Aslında bir define avının en güzel yanı, ona ulaşana kadar geçtiğimiz yollarda, öğrendiğimizi ufacık şeylerde saklı değil midir…

Ben kaptırdım gidiyorum yine, yarın yorucu bir gün beni beklerken bugün erkenden yatmamda fayda var gibi gözüküyor :)

PS: Bilgisayarımda da bir kaç ufak değişiklik yaptım, onları da ayrı bir yazımda paylaşacağımdır…