Bazen sadece bir kağıt ile kalem nasıl da insanın en iyi dostu olabiliyor… Hiç kimseye söyleyemeyeceğin şeyleri bi’ anda döküveriyorsun kağıda; sonra, daha 5 dakika önce bomboş, bembeyaz olan o kağıt, bir anda ruhunun en derin yerlerini bile gösterebilen bir aynaya dönüşüyor… Bayaa zaman olmuştu elime kağıdı alıp ruhumun aynasını kelimelerle resmetmeyeli, özlemişim bu duyguyu… Dörtlükmüş, uyakmış bunlar sadece o aynanın kenar süsleri; asıl önemli olan bir ressam edasıyla kağıdı doldurduktan sonra, resimden uzaklaşıp ortaya çıkan şeyi kabullenebilmek…
Bazen kendimizi inandırmak veya motive etmek için kendimize bile yalan söyleriz; ama o kağıtta yazanlar, eğer cidden bir anda içinizden dökülüvermişse, onlar yalan söylemez. Bazen öfkeyle dolar o sayfalar, bazen de üzüntü ile; ama işin en güzel yanı, içeriği ne olursa olsun onlar bir şeylerin habercisidir, belki de uzun zamandır kendimizi inandırmaya çalıştığımız yalanların en sonunda hayat bulduğunun veya aslında asla hayat bulamayacağının habercisi… Aslında herkeste saklı olan bir beceri bu, sadece diğer beceriler gibi, bazen ruhumuzun el değmemiş kısımlarını kazıp, onları yüzeye çıkartmak gerekiyor…