Bu sabah, çok sevdiğim bir arkadaşımın sosyal ağlar ve paylaşım hakkındaki yazısını okudum, ve o yazı bana bu yazıyı yazmam için esin kaynağı oldu.

…. Bir şeyleri saklamaktansa, paylaşarak yaşamayı tercih ediyorum. Çok fazla gizlim saklım da yok. Sevgilimle yaptığım bir şeyi yaptığımı paylaşmak, mutluluğumu arkadaşlarımla paylaşıyorum demek aslında. Her ikisi de dünyanın en doğal iki ihtiyacı değil mi? Sevmek ve paylaşmak? Neyi paylaşıp neyi paylaşmayacağımı kafamdaki belli kriterlere göre yapabildiğime de inanıyorum  …

Demiş Alper, yazısının bir kısmında. Benim de bu konuda yazacaklarım var :)

İnsanlar olarak paylaşmayı severiz, yeri gelir yemeğimizi yeri gelir derdimizi veya mutluluğumuzu paylaşırız. İnternet’teki paylaşımlara karşı olanlar bir düşünsün, bütün dertlerini veya mutluluklarını kendi içlerinde tek başlarına mı yaşıyorlar? Eğer cidden öyleyse onlar adına üzülürüm, zira mutluluk ve heyecan paylaştıkça çoğalırken; üzüntü ve dert paylaştıkça azalır. Ancak, her şeyi herkesle paylaşmamak gerek diyenlere de saygı duyarım, ama kaldı ki; çok rahat olan tipler hariç, kimse internette ne derdini ne de geçirdiği geçen geceyi en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. “Sevgilimle şuraya gittik bunu yedik içtik” tarzı şeyleri “fazla paylaşım” olarak nitelendirmeye de hiç gerek yok; sonuçta mesela biri “aa bak bunlar buraya gitmiş, ben de demek ki sevgilimi alıp oraya gidebilirim” diyebilirler. Kaldı ki özellikle günce yazarları ne paylaştıkları konusunda herkesten daha hassas oluyorlar, neden mi? Mesela benim burada hayatımın en ufak, en özel detaylarını yazdığımı varsayalım, adres çubuğuna sitemin adresini yazan herkes bu detaylara erişebilir demektir ve ben bunu istemem. Bütün günce yazarları, yeri gelince üzüntüsünü de, mutluluğunu da anlatır hem de detaylı olarak; ancak yazıyı dikkatli okursanız, size detaylı gelen bir çok şeyin aslında o kadar da detaylı olmadığını, sadece olayı anlattığını farkedersiniz.

Facebook veya Twitter ve gibi sosyal ağlar da ise olaylar biraz daha farklı; sonuçta, resim veya video koyabiliyor, anlık iletiler yazabiliyorsunuz. Bunlara ilaveten çoğu sosyal ağ hizmeti veren sitede kimin neyi ne kadar görebileceğini de ayarlayabiliyorsunuz. Ama temel olay yukarıda yazdığım ile aynı, biz neyi ne kadar paylaşacağımızı biliyoruz, ve paylaştığımız şeyler “bakın ben bunu yaptım haha” üslübü asla taşımıyor, en azından ben böyle düşünüyorum.

Alper‘in de dediği gibi, eğer paylaşılan şeyler birinin hoşuna gitmiyorsa takip etmeme seçeneği her zaman mevcut, fakat sadece bir – iki yazıyı veya iletiyi beğenmemişlerse o zaman da lütfen nazikçe gözardı etsinler o iletileri; sonuçta kimse birbirinin kafasına silah dayayıp beni Facebook‘tan ekle, veya beni Twitter‘dan takip et demiyor. Ancak bir hakaret veya rencide durumu varsa o zaman o iletinin sahibi ile iletişime geçilip nazikçe durum izah edilebilir.

Bu kadar sert yazıyorum ama atladığım bir şey var, o da bazen arkadaşlarımızın bizim iyiliğimizi düşündükleri için bizi eleştiriyor olmaları, buna da biz ileti sahiplerinin saygı göstermesi gerekiyor, eğer eleştiriyi beğenmezsek o kişinin bizi takip etmesini engelleme seçeneğimizi olmasa da, o eleştiriyi gözardı etme seçeneğimiz her zaman var :)

İnternet her geçen gün daha da büyüyen bir sosyal ağ haline gelirken, bizim de hem yazarlar hem de okurlar olarak birbirimize gerçek dünyada nasıl saygı duyuyorsak, öyle saygı duymamız gerekiyor. Biri bize saçın güzel olmamış dediğinde -en azından şimdilik- ona tekme tokat dalmadığımıza, veya işyerinde birinin yaptığı işi beğenmeyip onu “sen ne bilirsin bir b*k beceremiyorsun” demediğimize göre, bunu İnternet’te de yapmamıza hiç mi hiç lüzum yok bence.