<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DRKKBN &#187; Bilimsel</title>
	<atom:link href="http://drkkbn.org/category/bilimsel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://drkkbn.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Jul 2010 10:48:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
		<item>
		<title>A.M. ve P.M. Nedir?</title>
		<link>http://drkkbn.org/2009/06/15/a-m-ve-p-m-nedir/</link>
		<comments>http://drkkbn.org/2009/06/15/a-m-ve-p-m-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 09:59:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doruk Kuban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://drkkbn.org/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz saatlerde A.M. ve P.M. ibaresini görmüşüzdür, ve hepimizin A.M.&#8217;in öğleden önceyi, P.M.&#8217;in öğleden sonrayı temsil ettiğini biliriz. İyi de bunların kökeni ne? Öncelikle bir çok kişinin merak ettiği bir soruya cevap vererek başlayalım; A.M. ile P.M. nelerin kısaltmaları veya neleri ifade ediyorlar? A.M. Ante Meridiem (Latince: öğleden önce); P.M. Post Meridiem (Latince: öğleden sonra) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz saatlerde A.M. ve P.M. ibaresini görmüşüzdür, ve hepimizin A.M.&#8217;in öğleden önceyi, P.M.&#8217;in öğleden sonrayı temsil ettiğini biliriz. İyi de bunların kökeni ne? Öncelikle bir çok kişinin merak ettiği bir soruya cevap vererek başlayalım; A.M. ile P.M. nelerin kısaltmaları veya neleri ifade ediyorlar? A.M. <strong>A</strong>nte <strong>M</strong>eridiem (Latince: öğleden önce); P.M.<strong> P</strong>ost <strong>M</strong>eridiem (Latince: öğleden sonra) demektir. Bunu açıkladıktan sonra da biraz kökenine ve kullanımına değinelim. 12 birimlik saatin kökeni Mezopatamya ve Eski Mısır&#8217;a kadar dayanır. Eski uygarlıklar özellikle geceleri kullanmak için çeşitli saatler geliştirmiş olsalar da; 14&#8242;üncü yüzyılda ortaya çıkan ilk mekanik saatlerde 24 saat de gösteriliyordu. 24 saatlik analog saatlerde 24 saat de sıralı bir şekilde mevcuttu. Bu saatlerin kiminde ise çift 12 saat vardı; yani öğleden öncesi 12 rakamla, öğleden sonrası diğer 12 rakamla gösteriliyordu. 15&#8242;inci ve 16&#8242;ıncı yüzyılda 12 saatlik sistem basitliği ve üretim kolaylığı sayesinde özellikle Avrupa&#8217;da standart haline geldi; ancak 24 saatlik sistem, bilimsel ve astronomik çalışmalarda hala kullanılıyordu. 12 saatlik sistemin en büyük 2 devantajna da deyinmeden geçemeyeceğim. Birincisi, bahsi geçen saatin öğleden önce mi yoksa sonra mı olduğu çok rahat karıştırılabilir; İkincisi ise geceyarısının karıştırılabilmesi. Her ne kadar 1900&#8242;lerin başından beri dünya yavaş yavaş 24 saatlik sistemi benimse de hala bir çok ülke de 12 saatlik sistem kullanılmakta. 24 saatlik sistemin en büyük avantajı yukarıda bahsettiğim karışmaların olmaması.</p>
<p>Bu arada Türkiye&#8217;de, yazılı olarak yaygın olarak 24 saatlik sistem kullanılsa da, sözlü olarak 12 saatlik kullanılmakta. Mesela bir otobüsün saatine bakarsanız 19:00 yazdığını görürsünüz; ancak genelde &#8220;otobüsün kaçta?&#8221; diye sorulduğunda, verilen cevap &#8220;19&#8242;da&#8221; değil, &#8220;7&#8242;de&#8221; oluyor.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><a title="Wikipedia: 12-hour Clock (İngilizce)" href="http://en.wikipedia.org/wiki/12-hour_clock" target="_blank">Wikipedia: 12-hour Clock (İngilizce)</a></li>
<li><a title="Wikipedia: 24-hourc Clock (İngilizce)" href="http://en.wikipedia.org/wiki/24-hour_clock" target="_blank">Wikipedia: 24-hourc Clock (İngilizce)</a></li>
<li><a title="Greenwich: Am and PM (İngilizce)" href="http://wwp.greenwichmeantime.com/info/noon.htm" target="_blank">Greenwich: AM and PM (İngilizce)</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://drkkbn.org/2009/06/15/a-m-ve-p-m-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanserinin Nedeni Sigara Olmayabilir mi?</title>
		<link>http://drkkbn.org/2008/06/26/akciger-kanserinin-nedeni-sigara-olmayabili-mi/</link>
		<comments>http://drkkbn.org/2008/06/26/akciger-kanserinin-nedeni-sigara-olmayabili-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2008 14:52:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doruk Kuban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://drkkbn.org/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz sigaranın sağlığa zararlı olduğunu ve akciğer kanserine yakalanma riskini son derece arttırdığını biliriz; ama ya akciğer kanserine neden olan ana unsur sigara değilse? Bugün girdiğim fizik dersinde öğretmenimiz bize böyle bir şey olabileceğini söyledi, ve tatmin edici açıklamalarda bulundu. Ben de bana son derece ilginç gelen bu bilgiyi biraz araştırdıktan sonra sizlerle paylaşmak istedim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-173" title="Sigara Öldürür" src="http://drkkbn.org/wp-content/uploads/smoking.png" alt="Sigara Öldürür" width="300" height="300" border="0" /></p>
<p>Hepimiz sigaranın sağlığa zararlı olduğunu ve akciğer kanserine yakalanma riskini son derece arttırdığını biliriz; ama ya akciğer kanserine neden olan ana unsur sigara değilse? Bugün girdiğim fizik dersinde öğretmenimiz bize böyle bir şey olabileceğini söyledi, ve tatmin edici açıklamalarda bulundu. Ben de bana son derece ilginç gelen bu bilgiyi biraz araştırdıktan sonra sizlerle paylaşmak istedim.</p>
<p>Öncelikle &#8220;Radon&#8221; nedir? Radon, doğada doğal olarak bulunan, 86 atom numarasına sahip ve 28 izotopu bulunan, radyoaktif bir soygazdır. Bu gaz, renksiz, kokusuz, tatsız ve kimyasal olarak tepkisizdir. Bu yüzden herhangi bir semptoma sebep vermemekte, ve ölçüm yapılmadığı sürece tespit edilememektedir. Radon, kaya, toprak ve sudaki doğal uranyumun radyoaktif bozunması sonucu ortaya çıkar. Ve bu bozunma zincirindeki ana atomlar, doğal her şeyde bulunabilir. Radonun yaklaşık 4 günlük bir radyoaktif bozunma süresi vardır ve radyoaktif bozunma sonucunda ortaya alpha ışınımları ve kimyasal olarak daha aktif &#8220;torun gazlar&#8221; yayar. Radon ve diğer gazlar toprağın içinden geçerek kolaylıkla yükselebilir ve genelde binaların altında hapsolur. Evlerdeki hava basıncı genelde topraktaki basınçtan daha düşük olduğu için bu çıkan gazlar <span id="more-46"></span>ve radon, çatlak ve drenaj borularından evin içine akmaya eğilimlidir. Açık havada radon gazı atmosfere yayıldığı içinse yoğunluğu çok düşüktür.</p>
<p>Normalde kimyasal açıdan tepkisiz olan radon gazı bozunması sonucu ortaya çıkan &#8220;torunlar&#8221; küçük toz partiküllerine yapışabilir, ve bunlar aracılığı ile solunulabilir. Burada sigara dumanının da çok küçük partiküllerden oluşan bir toz kümesi olduğunu belirtmek isterim. İşte burada radon ile sigara adeta elele verir. Sigara dumanını içimize çekip verdikten sonra bu torunlar için tutunabilecekleri milyarlarca küçücük toz partikülünü ortama vermiş bulunuruz. Ondan sonra vermiş olduğumuz havayı içimize çekerken; taze hava ve seyrelmiş olan sigara dumanına ilaveten dumanı oluşturan partiküllere yapışmış ve radyoaktif bozunmaları devam eden radon torunlarını da içimize çekeriz. İçimize çekmiş olduğumuz zifirin de yardımı ile bu torunlar ciğerlerimize yerleşir ve radyoaktif bozunmalarına devam eder. Bozunma sırasında yayılan alpha ışınımları akciğer hücrelerimizden çoğunu öldürürken bir kısmınında hayatta kalmak için mutasyona uğramalarına ve sonuç olarak da kontrol dışı büyümülerine neden olmaktadır; bu da akciğer kanserini beraberinde getirir.</p>
<p>Radon gazı ve bozunma sonucu üreyen &#8220;torunları&#8221; sigara olmadan da kanserojen özellikler gösterebilir; ancak sigara riski kat kat arttırmaktadır. Kaynak olarak kullandığım <a title="Hepa Online: Radon Gazı Nedir?" href="http://www.hepaonline.com/radon.php" target="_blank">site</a>lerden birinden direkt alıntı:</p>
<blockquote><p>Son araştırmalar göstermiştir ki, 75 yaşına kadar sigara içmeyenlerin konsantrasyon oranı 100 Bq (Becquerels)/m3 olan radona maruz kaldıkları taktirde akciğer kanserine yakalanma risklerinin bu oranda radona maruz kalmayanlara göre 1000&#8242;de 1 arttığı gözlenmiştir. Aynı radyasyon oranına tabi kalan sigara içen kişilerde ise akciğer kanserine yakalanma oranının 25 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir.</p></blockquote>
<p>Tabii bundan korunmanın yolları da var; bunlardan biri çok zaman geçirdiğimiz kapalı yerleri iyice havalandırmak, evlerimizdeki çatlak vb. şeyleri onarmak, ve Türkiye&#8217;de şimdilik çok mümkün olmasa da; evimizin ve kullanılan yapı malzemelerinin radon ölçümlerini yaptırmak&#8230;</p>
<p><strong>Radon Gazının Standart bir Ev İçerisinde Konsantrasyon Değişimi:</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-178" title="Radon Gazı " src="http://drkkbn.org/wp-content/uploads/radon_air.jpg" alt="Radon Gazı " width="400" height="314" border="0" /></p>
<p><strong>Kaynaklar ve konu hakkında daha detaylı bilgi:</strong></p>
<ul>
<li><a title="TAEK: Radon" href="http://www.taek.gov.tr/bilgi/elkitabi_brosur/brosurler/radon/radon.htm" target="_blank">Türkiye Atom Enerjisi Kurumu &#8211; Radon Bröşürü</a></li>
<li><a title="Hepa Online: Radon Gazı Nedir?" href="http://www.hepaonline.com/radon.php" target="_blank">Hepa Online: Radon Gazı Nedir?<br />
</a></li>
<li><a title="NSC: FAQ about Radon" href="http://www.nsc.org/resources/issues/radon/faq.aspx" target="_blank">National Safety Council: FAQ about Radon</a></li>
<li><a title="EPA: A Citizen's Guide to Radon" href="http://epa.gov/radon/pubs/citguide.html" target="_blank">Environmental Protection Agency: A Citizen&#8217;s Guide to Radon</a></li>
<li><a title="Wikipedia: Radon" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Radon" target="_blank">Wikipedia: Radon</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://drkkbn.org/2008/06/26/akciger-kanserinin-nedeni-sigara-olmayabili-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rüyalar</title>
		<link>http://drkkbn.org/2008/04/26/ruyalar/</link>
		<comments>http://drkkbn.org/2008/04/26/ruyalar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 23:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doruk Kuban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://drkkbn.org/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz, her gün olmasa bile uyuduğumuz zaman rüya görürüz. Gördüklerimizin bir kısmını uyanınca hatırlamayız, ama bir kısmı ise bizde öyle bir etki bırakır ki hayatımızın sonuna kadar unutmayız. Rüyanın ne olduğunun bilimsel tartışmaları hala devam etmektedir, ve kesin bir sonuca bağlanabilmiş değildir; ama benim de bir kaç düşüncem var konu hakkında. Yalnız başlamadan belirtiyim; ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-184" title="Uyku ah tatlı uyku" src="http://drkkbn.org/wp-content/uploads/sleep.png" alt="Uyku ah tatlı uyku" width="400" height="286" />Hepimiz, her gün olmasa bile uyuduğumuz zaman rüya görürüz. Gördüklerimizin bir kısmını uyanınca hatırlamayız, ama bir kısmı ise bizde öyle bir etki bırakır ki hayatımızın sonuna kadar unutmayız. Rüyanın ne olduğunun bilimsel tartışmaları hala devam etmektedir, ve kesin bir sonuca bağlanabilmiş değildir; ama benim de bir kaç düşüncem var konu hakkında. Yalnız başlamadan belirtiyim; ben doktor veya uzman filan değilim sadece konu hakkındaki düşüncelerim bunlar.</p>
<p>Rüyalarımız bazen bize umut, bazen ise korku verir. Ama uyurken, <span id="more-44"></span>vücudumuzun bütün algıları kapalı iken nasıl böyle şeyler yaşıyoruz? Çoğunun düşündüğünün aksine biz uyurken hiçbir duyumuz kapanmaz. Biz uyurken birinin ışığı açtığını düşünün, veya hepimizin sabahları işe veya okula gitmek için bel bağladığımız çalar saatin bizi uyandırmasını; peki ya uyanmayan birinin dürtülürek uyandırılması? Duyularımız hep açıktır sadece uyuduğumuz zaman beynimiz ve metobolizmamız yavaşladığı için duyularımızın hassasiyeti azalır. Bu da aslında beynimizin de uyanık olduğunun bir işaretidir. Uyurken, bedenimizin ve düşüncelerimizin kontrolünü bilinçaltı denen insanın kontrol edemediği kısım devralır. Bilinçaltı da bilinç gibi beynimizde yer aldığından bütün duyu organlarımız ile bağlıdır; dolayısıyla gerçek dünyayı algıladığımız şekilde (tatma, görme, duyma, hissetme, koklama)  rüyalarımızda gördüklerimizi de algılarız. Tek fark algıladığımız şeylerin gerçekte olmaması. Normalde duyu organlarımızdan gelen bilgiler beynin ilgili kısımlarına giderek yorumlanır ve oradan da bilince aktarılır. Ama uyurken işler biraz farklı gerçekleşir; bilinçaltı sinir sistemimize kaçak giriş yapmış gibi, duyu organlarımızın göndermesi gereken sinyalleri taklit eder; gözlerimiz kapalı iken aslında sadece karanlığı görmemiz gerekirken biz rüyamızda çimleri börtüleri böcekleri görürüz. Bilinçaltımız tarafından taklit edilen sinyaller gerçekmiş gibi döngüye girdiği için bazıları bilincimizde yer eder; bu da uyandığımız zaman rüya olarak tanımladığımız şeyleri hatırlamamazı sağlar. Dış bir etken sonucu uyanmamız da; duyu organlarımızdan gelen asıl sinyalin bilinçaltı tarafından taklit edilmiş sinyalden daha güçlü olması sonucu bilincimizin tekrar kontrolu ele almasını sağlar. Bazen ise gerçek sinyaller ile bilinçaltının yolladığı sinyaller karışır ve o zaman da dışsal etkenler rüyamızın bir parçası olur.</p>
<p>Kimilerine göre gerek bilinç gerek ise bilinçaltı bir üstbilince bağlıdır. Üstbilinç ise evrendeki her şeye. Bunu e-posta adresinizin kotası gibi düşünebilirsiniz; bilinciniz &#8220;gelen kutusu&#8221; olsun, bilinçaltınız &#8220;istenmeyen kutusu&#8221;; ama ikisi de size e-posta servisini sunan sunucunun içindedir. Bu teoriden yola çıkarak kimileri rüyaların bir mesaj taşıdığına veya iki bilinçaltının, üstbilinç aracılığı ile haberleştiği sonucuna ulaşırlar. Rüyalar hakkında diğer bir çok konuda da olduğu gibi sayısız teoriler mevcut; ama en öne çıkanlardan biri rüyaların REM (Rapid Eye Motion &#8211; Seri Göz Hareketi) zamanında gerçekleştiği. Bu zaman içerisinde insan uyuyor gibi gözükmesine rağmen beyin dalgaları uyanık olduğu zamanki ile neredeyse aynıdır ve baskın çıkan bir beyin dalgası yoktur. Bir insan normal bir uyuma süresi içerisi içinde her biri 20-30 dakika süren 4-5 REM yaşar. Bu zaman dilimi içerisinde insanın bilinci ile bilinçaltı birbiri ile haberleşir. Bu da rüyaları görmemize, ve bazılarını hatırlamamıza neden olur.</p>
<p>İnsanın uyurken bir şeyler görmesi, ve gördüklerine çoğu zaman bir anlam yükleyememesi rüyaların bir anlam taşıdığına inanılmasına neden olmuştur. Rüyalar genelde anlamsız olmakla beraber, bir şeyler anlatabilir; ama ben rüya tabirlerinin hepsinin yalan olduğuna inanıyorum. Aşk veya sevgi nasıl her insan için farklı ise rüyalar da öyledir. Genelde insanların rüyalarında gördükleri gün içerisinde kafalarına taktıkları veya onlarda ciddi etkiler bırakmış olan olayların bir yansımasıdır; rüyalar bir başka deyişle insanın kendi kendine konuşmasıdır. Bu nasıl mı oluyor; kafamıza taktığımız bir olaydan bir çıkış yolu ararız veya çok güzel bir şey ise tekrar tekrar onu yaşamak isteriz, işte o an hiçbir işi olmayan bilincimiz de bize sorunlarımız hakkında yeni çözümler üretme, veya mutluluklarımızı tekrar yaşama fırsatı sunuyor. Bu noktada beynimizi gün içinde kullandığımızdan daha verimli kullanabildiğimize inanıyorum; zira o an beynimiz tam anlamı ile düşündüğümüz veya kafamıza taktığımız şeye konsantre oluyor, dışsal etkenler en aza indirildiği için de daha verimli sonuçlar alıyoruz. Yine bir benzetmeden yola çıkarsak, bilgisayarınızda aynı anda MSN, internet tarayıcısı, mp3 programı, kelime işlemcisi ve bir oyunun açık olduğunu ve sizin asıl amacınızın oyun oynamak olduğunu düşünün; bu sizin uyanıkken ki haliniz olsun. Uyurken ise sadece oyunun ve gerekli temel işlemlerin açık olduğunu düşünün. Hangisinde oyunu daha hızlı ve verimli bir şekilde oynayabilirsiniz? Peki rüyalar aracılığı ile geleceği görmek mümkün mü? Bence mümkün; o da uyurken gün içindeki olayları en ince detaylarına kadar değerlendirip; olası bütün etkenleri hesaba katarak olabilir bence.</p>
<p>Eğer illa rüyalarınıza bir anlam yüklemek istiyorsanız, zamanında bir yerde okuduğum bir şeyi size de tavsiye ediyim; baş ucunuzda bir defter ile kalem bulundurun. Herhangi bir sebepten uyandığınızda, eğer rüyanızı hatırlıyorsanız tarih ve olabildiğince çok detayla deftere not edin. Sonra boş ve kafanızın rahat olduğu bir ara o defterdekiler ile geçmişte olanları ve o deftere not aldığınızdan beri olanları karşılaştırın. Böylece kendi rüyalarınızın size neler anlatmak istediğini yavaş yavaş öğrenebilirsiniz. Bliyorum kulağa biraz saçma geliyor ama sizi zorlayan yok <img src='http://drkkbn.org/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' />  Bu arada bunlar tamamen benim kendi düşüncelerimdir; yanlışlarım veya size ters gelen şeyler olabilir; saygı çerçevesi içerisinde yorum olarak kendi düşüncelerinizi de belirtebilirsiniz.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><a title="Wikipedia - Dream" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dreams" target="_blank">Wikipedia &#8211; Dream</a></li>
<li><a title="Wikipedia - Rapid Eye Motion Sleep" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Rapid_eye_movement_sleep" target="_blank">Wikipedia &#8211; Rapid Eye Motion Sleep<br />
</a></li>
<li><a title="Vikipedi - Rüya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/R%C3%BCya" target="_blank">Vikipedi &#8211; Rüya</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://drkkbn.org/2008/04/26/ruyalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AIDS Sivrisinekler yolu ile Bulaşabilir Mi?</title>
		<link>http://drkkbn.org/2007/08/18/aids-sivrisinekler-yolu-ile-bulasabilir-mi/</link>
		<comments>http://drkkbn.org/2007/08/18/aids-sivrisinekler-yolu-ile-bulasabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 05:17:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doruk Kuban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://drkkbn.org/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir aklımı kurcalayan bir konu bu; AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome &#8211; Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) sivrisinekler yolu ile bulaşabilir mi? Bu soruyu cevaplamadan önce biraz sivrisineklerin beslenme şekillerine bakalım. Sivrisinekler hayatlarına devam edebilmek için şekere (karbonhidratlar) ve proteine ihtiyaç duyarlar ve bunları bitki ve meyvelerin özsuları aracılığı ile elde ederler; ancak dişi sivrisinekler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-221" title="Sivrisinek ve AIDS" src="http://drkkbn.org/wp-content/uploads/mosquito.png" alt="Sivrisinek ve AIDS" width="160" height="160" />Bir süredir aklımı kurcalayan bir konu bu; <a title="Vikipedi: AIDS" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AIDS" target="_blank">AIDS</a> (<span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Acquired Immune Deficiency Syndrome &#8211; Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu</span>) sivrisinekler yolu ile bulaşabilir mi? Bu soruyu cevaplamadan önce biraz sivrisineklerin beslenme şekillerine bakalım.</p>
<p>Sivrisinekler hayatlarına devam edebilmek için şekere (<a title="Vikipedi: Karbonhidrat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karbonhidrat" target="_blank">karbonhidratlar</a>) ve proteine ihtiyaç duyarlar ve bunları bitki ve meyvelerin özsuları aracılığı ile elde ederler; ancak dişi sivrisinekler yumurta üretebilmek için kana ihtiyaç duyarlar ve bunu da sıcak kanlı hayvanlardan elde ederler. Kurbanlarının derisine en yakın damarı bulduktan sonra çenelerinde bulunan altı bıçak yardımı ile deriyi ve damarı keserler; bu sırada hem kanın pıhtılaşmasını engelleyen hem de kayganlaştırıcı özelliğe sahip tükürüklerini kesmiş oldukları yere akıtırlar ve iğnelerini sokup kanı neredeyse saniyede 5 metrelik bir hızla emerler.</p>
<p>Teorik olarak sivrisinekler AIDS&#8217;i  3 farklı yol ile insandan insana yayabilirler:<span id="more-28"></span></p>
<p><strong>1)</strong> Sivrisinek AIDS&#8217;li bir insanı ısırır ve emdiği kan ile beraber bir miktar <a title="Vikipedi: HIV" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/HIV" target="_blank">HIV</a>&#8216;iyi de alır. Bu durumda hastalığın sivrisinek aracılığı ile bulaşabilmesi için HIV&#8217;nin taşıyıcımızın içinde hayatta kalması, tercihen çoğalması ve de kan sisteminden tükürük bezlerine geçmesi gerekir. Daha sonra sivrisinek ikinci bir yemek kaynağı bulduğunda, virüs bu tükürük bezlerinden salgılanan tükürük sayesinde ikinci ısırılan insana bulaşabilir.</p>
<p><strong>2)</strong> Sivrisinek AIDS&#8217;li bir insanı ısırır ve kan emerken kan emmesi yarıda kalır ve <em>taşıyıcı</em> durumuna geçer. Taşıyıcı, virüsü ısırdığı ikinci insana daha önce ki kan emme girişiminden ağzının kenarlarında kalan kan hücreleri sayesinde geçirebilir.</p>
<p><strong>3)</strong> Sivrisinek AIDS&#8217;li bir insanı ısırır ve kan emerken kan emmesi yarıda kalır ve <em>taşıyıcı</em> durumuna geçer. Taşıyıcı, ısırdığı ikinci insandan kan emerken ezilerek öldürülür ve daha önce emmiş olduğu karnındaki kan ikinci insanda açmış olduğu delikten dolaşım sistemine karışarak hastalığı bulaştırabilir.</p>
<p>Ama bu 3 yoldan hiçbiri pratikte işlemez çünkü; hastalığın sivrisinek aracılığı ile bulaşabilmesi için hastalığa neden olan virüs ve parazitin, yaşayabileceği bir organizmaya aktarılana kadar hayatta kalması gereklidir; eğer virüs veya parazit aktarılmadan sindirilirse, aktarılma döngüsü kırıldığı için söz konusu <a title="Vikipedi: Antijen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antijen" target="_blank">antijenler</a> bir sonraki organizmaya geçemezler. AIDS&#8217;li kan sivrisineğin bünyesinde 1-2 gün içerisinde tamamen sindirildiğinden çoğalma ve bulaşma gerçekleşemez. Öte yandan HIV insan kanında düşük yoğunluklarda bulunmaktadır; hastalıklı kişilerin kan dolaşımında, 10 ünite HIV&#8217;den fazlasına ender olarak rastlanır ki bu değer bile yine sivrisinekler tarafından bulaştırılan diğer hasatlıklarınkinden çok azdır. Kan dolaşımında 1000 ünite HIV taşıyan bir insandan beslenen bir sivrisineğin, başka bir insana sadece bir virüsü bulaştırma olasılığı on milyonda birdir. Öte yandan sivrisinekler çok ender olarak insandan insana dolaşırlar; bir kez beslendikten sonra çiftleşmek ve yumurtlamak için yola koyulurlar.</p>
<p>Bu bilgilerin ışığında sivrisinekten bir insana AIDS bulaşma olasılığı yoktur denebilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Kaynaklar:</strong></span></p>
<p><a title="NTVMSNBC: AIDS Hakkında Doğru Sanılan Yanlışlar " href="http://www.ntvmsnbc.com/news/236895.asp" target="_blank">NTVMSNBC: AIDS Hakkında Doğru Sanılan Yanlışlar </a></p>
<p><a title="Sivrisinek ve AIDS" href="http://www.sagliksayfam.com/genel/sivrisinek-ve-aids.html" target="_blank">Sivrisinek ve AIDS</a></p>
<p><a title="Vikipedi: AIDS" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AIDS" target="_blank">Vikipedi: AIDS</a></p>
<p><a title="Vikipedi: HIV" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/HIV" target="_blank">Vikipedi: HIV</a></p>
<p><a title="Vikipedi: Sivrisinek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sivrisinek" target="_blank">Vikipedi: Sivrisinek</a></p>
<p><a title="Wikipedia: AIDS" href="http://en.wikipedia.org/wiki/AIDS" target="_blank">Wikipedia: AIDS</a></p>
<p><a title="Wikipedia: HIV" href="http://en.wikipedia.org/wiki/HIV" target="_blank">Wikipedia: HIV</a></p>
<p><a title="Wikipedia: Mosquito" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mosquito" target="_blank">Wikipedia: Mosquito</a></p>
<p><a title="Why Mosquitoes Cannot Transmit AIDS" href="http://www-rci.rutgers.edu/~insects/aids.htm" target="_blank">Why Mosquitoes Cannot Transmit AIDS</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://drkkbn.org/2007/08/18/aids-sivrisinekler-yolu-ile-bulasabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hesap Makineleri Her Zaman Doğru Sonucu mu Verir?</title>
		<link>http://drkkbn.org/2007/05/09/hesap-makineleri-her-zaman-dogru-sonucu-mu-verir/</link>
		<comments>http://drkkbn.org/2007/05/09/hesap-makineleri-her-zaman-dogru-sonucu-mu-verir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2007 21:34:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doruk Kuban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://drkkbn.org/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[Hesap makinelerine hepimiz güvenir; gündelik hayatımızda sayısız yerde kullanırız; ancak bu makinelere ne kadar güvenebiliriz? Sizinle 8 haneli, standart bir hesap makinesi ile yaptığım deneyi paylaşmak istiyorum: İlk başta 8 tane &#8220;9&#8243; yazarak başlıyoruz; ekranda &#8220;99999999&#8243; gözüküyor. -2&#8242;ye böldük; ekranda &#8220;49999999&#8243; yazıyor. -Cevabı (49999999) 2 ile bölüyoruz; yeni cevap: &#8220;24999999&#8243; -En yeni cevabı (24999999) 2 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hesap makinelerine hepimiz güvenir; gündelik hayatımızda sayısız yerde kullanırız; ancak bu makinelere ne kadar güvenebiliriz? Sizinle 8 haneli, standart bir hesap makinesi ile yaptığım deneyi paylaşmak istiyorum:</p>
<p>İlk başta 8 tane &#8220;9&#8243; yazarak başlıyoruz; ekranda &#8220;99999999&#8243; gözüküyor.<br />
-2&#8242;ye böldük; ekranda &#8220;49999999&#8243; yazıyor.<br />
-Cevabı (49999999) 2 ile bölüyoruz; yeni cevap: &#8220;24999999&#8243;<br />
-En yeni cevabı (24999999) 2 ile bölüyoruz: &#8220;12499999&#8243;</p>
<p>Merak etmeyin size teker teker hepsini yazmayacağım. Ben mi nereye kadar gittim? Şaşırtıcı ama sonuç &#8220;0&#8243; olana kadar gittim.</p>
<p>Evet standart bir hesap makinesinde bir sayıyı devamlı 2&#8242;ye bölünce (8 haneli bir hesap makinesi için 49 kez bölmek demek) elinizde &#8220;0&#8243; kalıyor. Yani neymiş &#8220;99999999&#8243; sayısını 2&#8242;nin 49&#8242;uncu kuvvetine bölünce sonuç &#8220;0&#8243; oluyormuşmuş&#8230;<span id="more-6"></span></p>
<p>Yeterince ilginç gelmedi mi? O zaman &#8220;99999999&#8243; sayısını 48 kez 2&#8242;ye böldüğümüz zaman elimizde kalan &#8220;0,0000001&#8243; sayısını 48 kez 2 ile çarpalım; sonucun &#8220;99999999&#8243; olması gerekiyor çünkü yaptığımız işlem matematiksel olarak:</p>
<p>999999999/2&#8242;nin 48&#8242;inci kuvveti * 2&#8242;nin 48&#8242;inci kuvveti = 999999999</p>
<p>Ama; sonuç &#8220;56294980&#8243; çıkıyormuşmuş. Neredeyse başladığımız sayının (99999999) yarısı uçup gitmiş&#8230;</p>
<p>Şimdi bunun nedenine gelelim; kullandığım hesap makinesi basit bir hesap makinesi idi yani temel olarak 4 işlem tarzı işlemleri yapmak için tasarlanmış; kullanan kişiye kesin değerler vermesi şart olmayan makineler; ben de kafayı üşüttüğüm için bu makinenin sınırlarını zorladım (parmaklarımın da). İşe bütün haneleri dolduran bir tek sayı ile başladığımız ve bu sayıyı 2&#8242;ye böldüğümüz için makine bize gerçek değere en yakın ama aynı zamanda da 8 haneye sığabilecek şekilde bir sonuç gösterdi; biz de devam eden işlemlerde bu sayıdan yola çıkarak işlem yaptığımız için bir matematiksel hata zinciri oluşturduk; bu ilkokul ve lise yıllarınızda matematik sınavında sorunun başındaki ilk işlemi yanlış yaptığınız için bütün sorunun kayması ile aşırı derecede benzemektedir&#8230; Yani kasış işlemler için adam gibi bilimsel bir hesap makinesi kullannmak gerekiyormuş&#8230;</p>
<p>PS: Matemetik dersinden hiçbir zaman geçemedim ve geçemiycem de galiba&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://drkkbn.org/2007/05/09/hesap-makineleri-her-zaman-dogru-sonucu-mu-verir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
