Son zamanlarda dikkat ediyorum ki benimle aynı zamanda hatta daha önce yazı yazmaya başlamış birçok günce yazarının sayfaları tozlarla kaplanmış uzun zamandır. Belki de “moda”sı geçti bazı şeylerin bilemiyorum ama ben sık olmasa da yazmaya devam etcem
ama şu iki aylık süreyi bölüm bölüm anlatiyim.
Yeniden, Sıfırdan Arch Linux
En son Google ile ilgili bir yazı yazmıştım, onu yazdıktan kısa bir süre sonra Google Earth ile ilgili bir sorunu çözmeye çalışırken yanlışlıkla bilgisayardaki bütün kütüphaneleri sildim (uykusuzken bilgisayar ile uğraşmamak için iyi bir neden), dolayısı ile hiçbir şey çalışamaz oldu; hemen konsoldan giriş yapıp neredeyse bütün verilerimi yedeklemeyi başardım, ardından da her şeyi silip Arch Linux‘u tekrar kurdum. 2-3 günü verilerimi tekrardan düzenlemekle ve sistemimi eskisi gibi kurmakla geçti ama üstünden iki ay geçmiş olmasına rağmen OpenOffice ile SMPlayer‘i hala tam randımanlı çalıştıramadım sorunları var. İnşallah bir ara sorunlarını bulup düzeltcem.
Acı Haberler
3 Ağustos 2010, kuzenim Artemis bana erken doğumgünü hediyesi olarak küçük bir uzaktan kumandalı helikopter almıştı, küçük çocuklar gibi mutlu heyecanlıydım şarj edip, şarj edip uçuruyordum. Annem ve anneannem ile akşam yemeğimizi yemiştik, ben odamda bilgisayarla uğraşıyordum, derken babamdan bir mesaj geldi, mesajı anlayabilmek için herhalde 10-15 kez okumam gerekti ama o kadar okuduktan sonra bile anlamakta güçlük çektiğim daha doğrusu, anlamak istemediğim bir şey yazıyordu. Bir süredir hasta olan dedemi o gün kaybetmiştik… Kendimi buna ne yazik ki hiç hazırlamamıştım, her aradığımda “sesini duydum daha iyi oldum koçum benim” diyen, bana kızdığında gülerek “kaskafa” diyen, ve hayatta başardığı şeylere hep hayranlık duyduğum o “İstanbul Beyefendisi”, bana daha iki sene önce doğumgünümde sabah 8:30′da arayıp “bundan tam 22 sene önce, tam bu saatte ve yine perşembe günü doğmuştun” diyerek doğumgünümü kutlayacak o dedem artık yoktu. Hala kendimi, hayatta birçok kişinin başaramayacağı şeyleri başararak ve arkasında hep güler yüzlü hatıralarını bırakarak, çocuklarına ve torunlarına daha iyi göz kulak olabilmek için aramızdan ayrıldığı ile teselli ediyorum…
Doğumgünüm
Acım hala nispeten taze iken farkına bile varmadan doğumgünüm gelip çattı. Ağustosun başında kuzeninin doğumgünü için şehirdışına giden sevgilim, bana hediyesini çok önceden almış ama vermemişti daha ve ne olduğunu söylemeyip, ufak ufak ipuçları ile çatlatıyordu beni. Normalde doğumgünümden önce İstanbul’a dönecek ve bana doğumgünü hediyemi verecekti. Aksilikler bir kez başladı ya, sevgilim doğumgünüm için otobüs bulamadı (tabii benim sözümü dinleyip önceden bilet almazsa olcağı buydu da
) ve en yakın arkadaşım, hatta kardeşim Serkan ise 15 gün önce gelip nişanını yapmıştı ama doğumgünümden önce dönmek zorunda kalmıştı. Ben de annem ve anneannemle evde geçirdim doğumgünümü, yemek sohbet biraz bebeklik fotoğraflarına bakıldıktan sonra herkes uyku moduna geçti ve ben her zamanki gibi bilgisayarım ile başbaşa kaldım, tabii gerek Facebook‘tan gerek ise telefondan kutlayanlar çoktu ama keşke sevgilim ile kardeşim de yanımda olsaydı demediğim bir an bile olmadı.
Sevgilimin Gelişi
Kız arkadaşım doğumgünümden 2 gün sonra sonunda İstanbul’a gelebildi ama hakkını yememem lazım ayağının tozu ile benimle buluştu. Biraz da 3 haftalık özlemin etkisi ile o gün yapacak şeylere doyamadık bir türlü
ardından bana hediyemin ne olduğunu söyledi ve ben kelimenin tam anlamı ile kalakaldım. O gün onu evine bıraktıktan sonra aksilikler dağılırcasına eve dönerken hiç mi hiç trafik yoktu, bahsettiğim yol ise köprüyü de içine alan 40 km’lik bir yol, yarım saatte evdeydim.
Bir Doğumgünü Biter öteki Başlar
Benim doğumgünümün bitmesinden, daha doğrusu sevgilimin bana aldığı hediyeyi söylemesinin ardından benim de aylar öncesinden O’nun doğumgünü için düşündüğüm hediyeleri hazırlamaya bir an önce başlamam gerektiğini anladım, zira bir tanesini önceden vermiştim; çok güzel notlar tutuyor arasıra bana okutuyordu ve ben de ona notlarını paylaşması için bir günce sitesi hediye etmiştim. Ancak verecek üç hediyem daha vardı. Biri için bir günümü ayırıp gerekli malzemelerin bir tanesini Erenköy’den, diğerini de Kurtköy’den aldım ve hazırladım. Diğeri için de etrafa haberi yaydım, üçüncüsü için ise ön hazırlıklarım tamam olmasına rağmen vakit bulamadığım için gerçekleştiremedim. Hediyelerimin ne olduğunu ise sonra söyleyeceğim.
Doğumgünü Hediyem
Doğumgünümden tam bir hafta sonra sevgilimle Kadıköy’de buluştuk ve Kalamış Marina’ya doğru yola koyulduk. Beni çok iyi tanıyan sevgilimin bana doğumgünü hediyesi ise Vira Yatçılık‘tan iki saatlik yatçılık ile tanışma eğitimi idi. Gider gitmez 5 buçuk metrelik eğitim teknemize bildik normalde üç kişi artı eğitmen ile yapılan eğitimde şans eseri sadece ikimiz ve eğitmendik ayrıca hava fırtınalı olduğu için zaten cenovayı açamadık, yani iyi ki üçüncü kişi yoktu. Benim zaten bildiğim biraz teorik eğitimin ardından ben yekeye ve dıştan takmalı motora geçip tekneyi limandan çıkardım. Tekneyi limandan çıkarmanın ardından kız arkadaşım ile beraber eğitmenin talimatları doğrultusunda ana yelkeni açtık ve motoru kapadık, ilk başta ben yelkeni kontrol ederken sevgilim dümendeydi, bir saat kadar sonra yer değiştirdik ve ben dümene O yelkene geçti. Biraz tecrübesizliğinden biraz da havanın sertleşmesinden dolayı arasıra neredeyse 60° kadar yattığımız oldu tabii bu arada başta çığlık çığlığa olan adını denizden alan sevgilim kısa süre hem yelkene alıştı hem de acayip keyif almaya başladı. Tabii bu arada sık sık tremola attık yani teknenin rüzgardan en iyi randımanı alması için yelkeni sancaktan (sağdan), iskeleye (sola) geçirdik. Artık dönüş saatimizin yaklaşması üzerine son tremolayı da attık ve sevgilimle yer değiştirdik ve limana girerken yelkeni topladık. Kız arkadaşım beni şaşırtacak şekilde iyi yanaştı iskeleye ancak tornistana (geri geri gitme) geçmekte gecikince tekne iskeleden geri sekti, iskeleye atlayıp halatları bağlaması gereken ben de havada iskele ile tekne arasında kalakaldım; denize düşmeme ramak kalmışken, direk gergi hatlarından birini yakalayıp teknenin içine atabildim kendimi ardından daha tedbirli bir şekilde iskeleye atlayıp tekneyi bağladım ve böylece hayatımdaki en güzel doğumgünü hediyemi de almış oldum
İkinci Doğumgününe Doğru
Sevgilimin doğumgünü pazara geldiği ve o günü ailesi ile geçirmek istediği için biz doğumgününü cumartesi kutlamaya karar vermiştik. Ancak neredeyse bütün arkadaşları ve kuzenleri o tarihte tatilde olacakları için başbaşa geçircez gibi gözüküyordu. Aslında bu da daha 4 ay önceden yapmayı planladığım sürprizi daha da anlamlı kılıyordu. Bu arada sevgilimin en sevdiği kuzenlerinden biri sürpriz yapmak için erken gelmeye karar verdi ve bir anda bir doğumgünü partisi organize edildi. Ancak sürprizde bana yardımcı olması gereken kişilerden çıt çıkmıyordu. Artık doğumgününe bir hafta kalmasına rağmen bana yardım edeceklerden çıt bile çıkmıyordu, böylece ben herkese deli gibi telefonlar açar, e-postalar ve mesajlar atar oldum. Neyse ki kimse beni kırmadı ve gönderebilen herkes istediğim şeyleri göndermeye başladı bu da benim, kız arkadaşımın doğumgününü kutlamamızdan önceki iki gece boyunca iki sürpriz hazırlamaya çalışarak sabahlamama vesile oldu. Ancak cumartesi sabahı olduğunda hala sürpriz hazır değildi ve buluşmamıza sadece saatler kalmıştı. Gelen son e-posta ile hemen sürprizime son şeklini vermeye başladım ve evden çıkmama 5 dakika kala her şey hazırdı. Doğumgünün yapılacağı yere gittik, yemek yedik ve bol bol sohbet ettik, bu arada sevgilime verdiğim ikinci doğumgünü hediyesi olan Zippo‘su ile uyumlu ve kendi yaptığım sigara kutusu devamlı masada duruyordu
Doğumgünü pastası da kesildikten sonra kendi doğumgünümde bile heyecanlanmadığım kadar heyecanlanmıştım ben, zira ona çok özel iki hediye verecektim. İlki ona ilk verdiğim doğumgünü hediyesinin yarısıydı, yani sitesi için gerekli şifrelerdi; ikincisi ise çoğu o anda orada olmayan kişilerin yer aldığı bir “doğumgünü video-mesajı”ydı. O kadar mutlu oldu ki abartısız mutluluktan ağladı, beni de onun o kadar mutlu olması neredeyse ağlatıyordu. Bu harika geceyi de noktalayıp eve döndüğümüzde bile o mutluluğu geçmemişti daha
Korkulu Sabah
Genelde gece geç saate veya sabah erken saate kadar (bakış açısına göre değişir
)uyumadığım için uykum çok ağır oluyor hele sabah saat 7:30 ise. 83 yaşındaki anneannemin venöz yetmezliğinden dolayı biraz denge problemi var ve baston kullanıyor ancak son iki – üç haftadır durumu bayaa iyi olduğundan dolayı baston kullanmaya ara vermişti. Geçtiğimiz pazar sabahı saat 7:30′da bir patırtı ile uyandım, hemen içgüdüsel olarak sesin geldiği yere koştum. Annem ayakta anneannem ise yerdeydi. Anneannem bastonsuz yürürken dengesini kaybedip yere düşmüş ve kolunu ve bacağını yerdeki süs saksısı (elimde olsa hepsini düşünmeden çöpe atcam…) kesmis, ve en kötüsü düşerken başını kalorifer peteğine çarpmış. Anneannemi oturtmak için yerden kaldırdığımda, çarpmanın etkisi ile başında ufak bir yara açıldığını gördüm ve oturtur oturtmaz annemle beraber hemen pansuma başladık. Durumun göründüğünden daha ciddi olma ihtimaline karşılık hemen ambulans çağırdık, 6-7 dakika içerisinde ambulans geldi, sağlık görevlileri pansumana devam edip bandajladı ve sarsıntı olup olmadığına bakmak için kan oksijen sevviyesi, tansiyon ve göz koordinasyonuna bakıp gittiler. Ancak bu olaydan sonra uyumak ne mümkün, ama bir açıdan da iyi oldu uzun zamandır annemle sabah oturup sohbet etme fırsatımız olmamıştı anneannemi yatırdıktan sonra annemle kendimize birer kahve koyup balkonda sohbet ettik anneannemin uyanması ile belki de son 3-4 yıldır ilk defa hep beraber kahvaltı yaptık. Şu an ise neyse ki durumu iyi yaraları yavaş da olsa kapanıyor ama en azından artık cesaret gösterileri yapıp bastonsuz veya bizden yardım almadan yürümeye çalışmıyor.
Gelelim Günümüze
İşte iki ay da böyle geçip gitti uzun zamandır sitemi ihmal ettiğimin farkında olduğum için, bugün yine temayı değiştirdim. Temayı değiştirmeden yazamaz oldum sanki artık
Eğer buraya kadar okuduysanız saygıyla eğiliyorum zira şu an 1500 kelime olmuş yazım, tez olarak bunu mu versem acaba

