Bu yazıyı Doruk Kuban 17 Ağustos 2009 tarihinde
Hayat kategorisinde yazmış.
Biliyorsunuz 19 Temmuzdan beri artık kapalı alanlarda sigara içilmiyor. Dumansız hava sahası ile ilgili gerek internette gerek ise diğer yayın organlarında fazlasıyla bilgilendirme mevcut, o yüzden ben neyin ne olduğunu değil de, dün gece rüyamda gördüğüm ve bu yasağın biraz uç da olsa, olası bir sonucunu sizlerle paylaşmak istedim.
Arkadaşlarınızla veya tek başınıza dışarı çıktığınızı, bir lokantaya gittiğinizi düşünün; masayı donatmışsınız, belki bir iki kadeh bir şeyler içmişsiniz. Oturduğunuzdan beri içinizi kemiren sigara içme arzusu ile savaşıyorsunuz, ve yavaş yavaş kaybetmeye başlıyorsunuz. Dayanamayıp dışarı çıkıyorsunuz, ve çıkarken bütün eşyalarınızı alıyorsunuz, sonuçta hiçbirimiz eşyalarımızı başıboş bırakmak istemeyiz değil mi? Dışarı çıkıyorsunuz sigaranızı, tadını çıkarta çıkarta, hiç bitmesini istemediğiniz bir hazla tüttürüyorsunuz; ama sigaranın bittiğine dair o yakıcı sıcaklığı parmaklarınızda ve dudaklarınızda hissediyorsunuz, hayal kırıklığı ile sigarayı söndürüp içeri giriyorsunuz; yarım kalan ziyafetinize devam etme hayalleri içinde. Ama o da ne, içeri girip masanıza yöneldiğinizde sizin masanın toplanıp çoktan temizlenmiş olduğunu görüyorsunuz. Olmaz demeyin, sonuçta garsonun sizin sigara molası verip vermediğinizi takip etmek gibi bir görevi yok. O yüzden siz siz olun, ya yemeğiniz bitene kadar sigara içmeyin, ya da sigara molası verirken garsona bi’ haber verin, hatta işinizi garantiye almak için ona da ikram edin
Bu yazıyı Doruk Kuban 16 Ağustos 2009 tarihinde
Genel,
Kişisel,
Müzik kategorisinde yazmış.
Bi’ kısmınızın bildiği üzere geçen gün doğumgünümdü, burdan o gün yanımda olanlara, beni unutmayanlara ve hayatımın en güzel doğumgününü geçirmemi sağlamış olan herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Eh artık 20′li yaşların başlarını bitirip ortalarında seyre çıktığım için, heralde artık büyümeyi bırakıp yaşlanmaya başladığımı söyleyebilirim
Zaman, kelimenin tam anlamı ile akıp gidiyor. Hala aklımda 3 yaşımdaki anılarım varken, ilkokul zamanlarım yer yer aklıma gelip yüzüme gülücük yayarken, bir yandan da hayatın o acımasız ağırlığı omuzlarıma binmeye başlıyor, ve kendimi hazır hissedemiyorum hiç; zaten hangimiz hazır olduğumuzu söyleyebilirki. Ama güneşin kulağıma fısıldadığı gibi; yanımda ve çevremde, sevdiğim ve bana her daim destek olacak, hatalarımı kabul edip düzeltmeme yardımcı olacak, bir çok arkadaşlığı yıkıp geçecek şeyler yaşanmış, söylenmiş olmasına rağmen hala yanımda olan insanlar olduktan sonra ben dünyayı sırtımda taşırken ayla da top oynarım
Bayaadır bıkmadan dinlediğim birinin, bir şarkısına kafayı takmış durumdayım; bu yazının bahsi geçen gün belki de 30 kez filan bıkmadan sıkılmadan dinlemişimdir
Kendisini marjinal radyo programı ile tanıdığımız, bir süredir bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve bir kaç ay evvel kendi müzik albümünü çıkarmış olan Ayça Şen’in Büyüdük şarkısından bahsediyorum. Özellikle büyümeyi bitirip, yaşlanmaya geçtiğimi hissettiğim bu aralar tam beni anlatıyor gibi
Bence bu şarkı içinde çocukluğun saflığını, gençliğin hırçınlığını, yetişkinliğin karmaşasını ve yaşlılığın sukünetini bir arada barındırıyor; ve sanki bir roman okurmuşçasına sizi kendi geçmişinizde bir yolculuğa çıkartıyor; bence albümün en başarılı ve en güzel şarkısı. Her ne kadar haddime düşmese de, burdan Ayça Şen’e kocaman bir alkış yolluyorum. Lafı fazla uzatmadan buyurun sözleri, eminim siz de şarkının sizi anlattığını düşüneceksinizdir.
Ayça Şen – Büyüdük (Astronot – 2009):
(N’oluyor be!)
Büyüdük, anlatamadan büyüdük;
Dinletemeden, büyüdük;
Küçücükken bir anda, büyüdük;
Büyüdük, büyümeden büyüdük;
Güvenemeden, büyüdük;
Küçücükken bir anda, büyüdük.
Gülecek, bi’ şeyler ararken yorulduk,
Tutunmak isterken hayata,
Hayaller kurarken yüzleştik.
Savaştık, çocuk askerler gibi;
Uğraştık, bir sebep varmış gibi;
Yarıştık, kaybedince ağlaştık.
Ve şimdi zemberekten kurtulan,
Bozuk bir akrep ile yelkovan.
Zamanla hepimizi güldüren,
Komik bir oyunmuş şu zor yaşam.
Ve sonra kalabalık ruhumuz,
Sesler çok karışmış uğultumuz.
Sakızdan çıkan bir şiir olmuş,
Yapışkan büyüklük umudumuz.
Büyüdük, büyü artık derlerken büyüdük;
Dünya kendini yerken büyüdük,
Küçücükken, bir anda büyüdük.
Savaştık, çocuk askerler gibi;
Uğraştık, bir sebep varmış gibi;
Yarıştık, kaybedince ağlaştık.
Ve şimdi zemberekten kurtulan,
Bozuk bir akrep ile yelkovan.
Zamanla hepimizi güldüren,
Komik bir oyunmuş şu zor yaşam.
Ve sonra kalabalık ruhumuz,
Sesler çok karışmış uğultumuz.
Sakızdan çıkan bir şiir olmuş,
Yapışkan büyüklük umudumuz.
Büyüdük, büyümeden büyüdük;
Güvenemeden, büyüdük;
Küçücükken ne ara, büyüdük;
Büyüdük, büyüdük, büyüdük;
Bir anda büyüdük.
Büyüdük, büyüdük, büyüdük;
Bir anda büyüdük.
Bu yazıyı Doruk Kuban 26 Haziran 2009 tarihinde
Müzik kategorisinde yazmış.
Çocukluğumuzun efsanevi ismi Michael Jackson ve kendine has dans tarzı artık yok. Ne yazık ki artık kendisi sadece plaklar, kasetler ve CD’lerde kalmış bulunmakta… Pop’un Kralı olarak nitelendirilen sanatçı bugün hayatına veda etti. Çoğumuzun hala aklında olan Beat It ve Thriller şarkılarına imza atmış, müzik hayatı boyunca bir çok başarılı albüm ve turneyle hayranlarını büyülemeye devam etmişti; ancak ne yazık ki son bir kaç yıldır, ten rengini değiştirmesi ve çocuklara yönelik davranışlarının konuşulması müzik kariyerini gölgelemişti… 29 Ağustos 1958 yılında doğmuş, ve günümüze kadar müzik hayatına devam etmişti… 25 Haziran 2009 tarihinde saat 12:21′de (TSİ 00:21) Los Angeles acil servisine gelen telefonla hastaneye kaldırılmış. Yapılan açıklamaya göre evinde bir kalp krizi geçirerek yere yığılan sanatçı, hastaneye kaldırılırken nabzı ve solunumu yokmuş; ve ne olay yerinde müdahele eden, ne de hastanedeki sağlık görevlileri yılların şarkıcısını kurtaramamış. 50 yaşında hayatını kaybeden Michael Jackson’ın 3 çocuğu vardı ve son turnesinin hazırlıkları içindeydi. Bütün müzik dünyasının başı sağolsun…
Kaynaklar: